Malatya Gazeteciler Cemiyeti
Denizli'de Tamirci babanın Malatya sevgisi
28 Haziran 2020 Gündem 934

Denizli'de Tamirci babanın Malatya sevgisi

Gazeteci Necdet Akboğa, Ankara'da çocukları tedavi gören Malatyalı ve Denizli'li iki babanın Hastane kapısında yaşadıklarını anlatarak paylaştığı "Malatyalı kan veren, can veren" başlıklı yazısı Malatya ve Denizli'de günün konusu oldu. İşte o duygulandıran yazı...

Yıl 1998 Malatya Ufuk TV de haber koordinatörü olarak görev yapıyorum. Bir dizi çekim için üç arkadaş kendi özel aracımız ile Malatya'dan yola çıktık, Konya üzerinden İzmir'e gideceğiz. Denizli'ye geldik aracımız arıza yaptı. Denizli sanayi sitesinde bir tamirciye verdik. 20 yaşlarındaki gence durumu anlattık. Genç: " babam şimdi burda değil, gelirse beraber çalışır, akşama doğru arızayı yapar teslim ederiz." Dedi. Zaman geçirmek için gezdik dolaştık akşam üstü sanayiye aracı almaya gittik. Arabamız tamir edilmiş, yıkanmış, pırıl pırıl ediyor. 50 yaşlarında bir adam, arabayı bıraktığımız genç, yemekler ile donatılmış bir masa...
Bizi görünce arabayı bıraktığımız genç " Baba işte geldiler arabanın sahipleri" dedi. Adam hızla bize yaklaştı sorgusuz sualsiz her birimize sıkı sıkıya sarıldı. Buyrun lütfen beraber yemek yiyelim, sizi bekliyorum heyecanla deyince, biz şaşkın, bir o kadar suskun ve şoktayız. Neden bu ilgi, sadece aracımızı tamire bıraktık, bu alâka neden diye düşünürken, kendimizi tamirhanenin ortasına kurulmuş sofrada bulduk.
Adam, Allah'ım hep bir Malatya'lı ile beni karşılaştır, derken üç Malatya'lı misafirim oldu dedi, ve söze başladı.
" Bakın bu delikanlı benim oğlum. Bu sizin öz be öz yeğeniniz. Şimdi 22 yaşında. Bunun kanında Malatya'lı kanı var." Deyince bizi iyiden iyiye merak sardı.
" Bundan 20 yıl önce bu tek çocuğum iki yaşında ağır hastalığa yakalandı. Ankara'da Dr. Sami Ulus çocuk Hastanesi'ne sevkettiler. Annesiyle aldık gittik. Hastane bahçesinde yatıyor, çocuğumuzun başında dönüşümlü nöbet tutuyoruz. Bir hafta geçti. Perişanız, yorgunuz. Bizim gibi bir aile daha var. Onların da evladı amansız hasta. Onlar da bizim gibi banklarda, çimlerde, ağaç altlarında evlatlarının şifa umudu ile bekliyorlar. Kaderimiz ve kederimiz aynı...
İlaç, doktor, hemşire, derken tam on gün oldu. Arada bir yanımızdaki aileye sizin çocuk nasıl diyor, Allah'tan şifa dileyip birbirimize teselli oluyorduk. O kadar. Sadece Malatya'lı olduklarını biliyorduk.
İkimizin evladı aynı yaşta, ikisi de erkek çocuğu. İkimizin de evladı aynı gün, aynı saatte ameliyata alınacaktı. Sabah başlayan ameliyat, öğlen olmuş hâlâ devam ediyor, biz heyecanlı, üzgün, yorgun, meraklı gözler ile, içerden gelecek haberi bekliyorduk. Malatya'lı aile de aynı durumda, kapıdan görünen beyaz kıyafetli kimi görsek koşuyorduk.
Banka oturmuş sessizce beklerken bir hemşire geldi.
" Emircan Kocaoğlu'nun ailesi" deyince uçarcasına koştuk. Çocuğunuzun durumu kritik, çok acil A grubu kan lazım. Seferber olun, elimizde aynı grupta kan kalmadı, lütfen acele edin. Dedi ve gitti.
Aman Allah'ım tam on yıldan sonra Rabbim bana bir evlat verdi. Şimdi de ağır bir imtihan ile karşı karşıyayız.
Boş boş sağa sola amaçsız koşuyorum, eşim dizini dövüyor.
Bizim gibi perişan olmuş ameliyatta bulunan Malatya'lı çocuğun köylü babası, gidelim eğer benim kanım tutarsa, ben vermeye hazırım dedi.
Şey dedim, ama dedim, sizin çocuk bizimkinden daha ağır hasta. Bu acı, sıkıntılı anda, Bizim için kan vermeniz demeye kalmadı, kendimizi kan verilen sedeyenin yanında bulduk.
Kan grubu tutmuştu. O adam kanı verdi. Hemşire kanı aldı arkasından ben de bodrum katına indik. Ameliyathanenin önünde kaldım. Hemşire içeri girdi. Hayatımın en zor zamanı, saniyeleri, dakikaları, nasıl geçti bilmiyorum....
Tam iki saat orda kalmışım. Nihayet orta yaşlı bir doktor çıktı, Emircan' ın babası sen misin. Evet dedim.
Beyefendi eğer son ünite taze kan zamanında yetişmeseydi hastayı kaybedecektik. Gözün aydın başarılı geçti, kısa zamanda iyileşir ve taburcu olursunuz deyince, dünya benim olmuştu.
Kendimi nasıl dışarı attım anlatamam. İlk işim O Malatya'lıyı bulmam ve boynuna sarılmam gerekiyordu.
Hastane bahçesinde bir o yana bir bu yana acılar içinde iken evladıma kan veren adamı arıyordum. Yoktu. Tekrar içeri girdim danışmaya koştum.
Malatya'lı aile vardı, yoklar dedim.
Görevli, evet onların ameliyatta bulunan çocukları hayatını, kaybetti, feryat ederek gittiler. Deyince ben olduğum yere yığıldım.
Ya Rabbim bu nasıl bir duygu, ameliyatta olan evladıma kan veren adam evladını kaybediyor.
Adını bilmediğim, tanımadığım, acılar ile boğuşan bu adam, benim evladım kurtulsun diye geldi kan verdi ve ben onunla helalleşemedim.
Benim evladım kurtuldu, onlar gözü yaşlı ayrıldı. Teşekkür edemedim, açısına ortak olamadım....

Evet işte bu karşınızda oturan delikanlı, hayatını bir Malatya'lıya borçlu. Onun yaşam damarlarında sizin kanınız var. Yıllardır bu olay asla ve asla aklımdan gitmiyor.
Ben malzemeciye gitmiştim, siz aracı bırakmışsınız. Baktım plakası 44, dedim oğlum bu arabayı en güzel şekilde yapacağız. Yıkayacağız, bir de sofra hazırlayıp onları bekleyeceğiz.
Bu evladım sizin yeğeniniz, sizin kanınız ile yaşıyor. Adını bilmediğim bir Malatya'lı bana bunu yapmış, ben ne yapsam asla sizin hakkınızı ödeyemem. Denizli"li tamirci bunu ağlayarak anlatırken biz yemek masasında gözü yaşlı pür dikkat onu dinliyorduk.
Şimdi yemek yiyoruz, sizi bu gece misafir ediyorum deyince biz yolumuz uzun dedik. Israr etti kabul etmedik. Hiçbir ücret almadı, ağırladı, yemek yedirdi sarıldık, kucaklaştık ve ayrılırken:
Allah'ım nolur o gün evladının hayatının kurtulmasına sebep olan O Malatya'lıyı görmeyi bana nasip et. Ayrılırken hem Onun, hem de bizim gözümüz ıslaktı. Sadece plakası 44 olan arabanın sahiplerine bunları yapan tamirci, Kan veren, Can veren, iyilik meleği olan, kanadı kırık Malatya'lıyı bulsa ne yapar. Bilmiyorum.
Ey acılarını acılarına katık etmiş, insanın ve insanlığın onur abidesi Malatya'lı, sen ölüm ile pençeleşen evladının acılarını, bir kenara bırakıp kan verdin, 20 yıl sonra sadece seninle aynı toprağı paylaşan bizler onurlandık. Ey Emircan ın babası Denizli'li Tamirci...
O senin evladına verilmiş olan kan Helâl olsun. Bugün olsa yine aynısını yapacak Malatya' lı bilesin ki binlerce vardır.
Bir Gazeteci olarak 20 yıl önce bu canı ve kanı paylaşan toprağım ile unutmayan tamirci ve evladını buluşturmak isterim. Var olasın Malatya'lım...
İyilikler yıldız gibidir, yol gösterir. Sönmüş gibi olsa da asla Sönmezler...

Gazeteci-Necdet Akboğa 

 

Top