Malatya Gazeteciler Cemiyeti
HEKİMHANLI ÂŞIK ESİRİ BABA
08-09-2021 12:55 257

HEKİMHANLI ÂŞIK ESİRİ BABA

Fotoğraf - Yazı : Fikri Demirtaş

                              

Hekimhan'lı Aşık Esiri Babanın Mezarı

 

                                                       Esiri Babanın eski mezarı.

                                            Fotoğraf: Muhtar Cemalettin Topçu

 

          Ülkemizde kahverengi yol levhası olmayan nice tarihi, turistik yerler var. Bu yerlerin  kahverengi levhası olmayınca yerli ve yabancı gezginler bu yerleri görmekten mahrum kalıyorlar. 

 

                                          

      Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği,  Aşık Esiri Baba anısına 11.Halk ozanları Hacıbektaş buluşması Afişi.

 

2021 Bektaş Veli anısına 4-5 Eylül  2021 tarihinde Nevşehir Hacı Bektaş Kültür  Merkezindeki etkinliğe katılamadığımdan 3 Eylül 2021 tarihli gezi planım önce  Hekimhan’ın  Türk Alevi  Güvenç köyünde Sadık Babanın türbesi ve  sonra Türk Alevi Yukarı Çulhalı köyünde mezarı bulunan Esiri Babaya ziyaret etmekti. Yol arkadaşlarım. Hekimhan- Güzelyurt'tan Ozan Birfani (Öğretmen Metin Özer), ve emekli öğretmen kayınım Burhan Soğukpınar.

 

  

Çulhalı Cemevi  

 Fotoğraf: Muhtar Cemalettin Topçu 

   Eylül ile başlayan sonbahar, yılın en güzel ayı ne yaza ne de güze ait hisseder kendini. En güzel gezme ayıdır...Yorgun Eylül güneşi  tepedeyken Hekimhan'dan yola çıktık... Birinci durağımız Güvenç köyü, İkinci  durağımız Yukarı Çulhalı mahallesi ( köy)olacak. 

      Hekimhan'da  önerilen yol tarifine göre  Yukarı Çulhalı köyünde bulunan Esiri Babanın türbesine gitmek için  Sivas yolu istikametinde bulunan Hekimhan- Çulhalı köyü arası 11 km. 

 

   3 Eylül Cuma günü minarelerde öğlen ezanları okunurken yola çıkıyoruz.  Sırasıyla Hekimhan Belediyesinin önünden geçip  Kursıçan, Küllühan, Nato tesisleri( ANT)Boğazgören (Çırzı) yol ayrımı,  Kolin Şirketinin maden işletme tesisinin görüldüğü yerde  Güvenç , Basak levhasını gördükten sonra anayoldan ayrılıyoruz.  Hekimhan'dan gelirken sol tarafımız Kuruçay, onu takip eden Malatya- Sivas demiryolu geçiyor.. Kuruçay'ın geçtiği yerlerin yamaçları dere boyu kavaklar kayısı ve meyve bahçeleri ile süslenmiş.

 

                                    

                             Kolin Şirketinin Hekimhan Demir madeni paketleme fabrikası

 

Kolin şirketi Demir madeni tesislerinden sonra   köprüyü geçip yolun solunda   bahçe içindeki evin önünde duran bir kadına gideceğimiz yeri sorduk. Evinin önünde toprak yoldan geçerek gitmemizi söyledi. Bu yol ayrımında  Yukarı Çulhalı yazılı bir levha bile yoktu.  Yani çok mu zor bir yön levhası  koymak? 

 

Traktör yoluna girerek başlıyoruz  yolumuza . Yol ayrımında sonra Çulhalı köyünün 5 km. Olduğunu öğrenmiştik. Hayli yokuş tırmandıktan sonra yol ayrımında küçük bir tahta parçası üzerine gelişi güzel elle yazılmış Yukarı Çulhalı yön levhasını gördük. 

 

Yukarı Çulhanın tozlu, taşlı bozuk yollarına düştük. Bir yanımız uçurum. Toprak yolları yavaş yavaş geçtik. Yüce dağların dik yamaçları küçük yeşil meşeliklerle süslenmişti.

       İlginç bir coğrafya dağlar tepeler bozkır ve steplerden oluşurken dere yamaçları, su kaynaklarının olduğu yerler yemyeşil birer vaha.

 

                                       

                            Esiri Babanın  oğlu Alinin Kızı Selver Çelebi Ana

       Doğanın kucağında ilerleyen yolculuk, yaşamın ve zamanın sonsuz bir döngüye hiç durmaksızın nasıl aktığını gösteriyor yolcularına. Sürekli yükselen bu dağ çıkışı, başımızı döndürüyor.  Arabayla bir - ikinci vitesle çıkıyoruz. Yol stabilize, taş, toprak, keskin virajlar...Bir saate yakın süren tırmanış sırasında göz ucuyla yöremizi seyretmeye  fırsat buldukça altımızda uçurumlara boşluklarda yüreğim korkunun en tatlı yanı ile doluyor. Ama bu durumu yol arkadaşlarıma belli etmemeye çalışıyorum.   

 

 

      Dağda çağşırlar, kevenlar, yemlikler, dağ naneleri, kekikler, çeşitli kokulu otlar dağın bağrına süslemekte. İşte bu kokulu otlar dağın meltemlerini bile öyle hoş ediyorlar ki. Yol boyunca  bizi giderken ve dönerken kınalı keklik zurbaları karşıladı...

 

     Dağlar ne de güzel taşıyor üstünden gelip geçen bulutları bağrına bastığı canları. Yaban hayvanları, bitkileri ...Çobanlarını, sürülerini, köyleri...Yolun kenarında nahırları görünce nasılda sevindik. Demek ki Çulhalı köyüne yaklaşmıştık. Her kilometrede doğanın eşsiz sergisine tanık oluyoruz. Manzaranın aklınızı alacağı bu müthiş serüven. Çulhalı köyü, deniz seviyesinden 1500 metre yükseklikte, az da sayılmaz yani.

 

                                                        Çulhalı Köyü

 

       Köyün girişinde tepede  yolun iki yamacında mezarlık. İlerde mezarlığın bitiminde bir çeşme başında katır üstünde bir kadın ve  katırın yularını tutan bir adamın yanına yaklaştık. Arabadan inip soruyoruz." Eseri Babanın türbesi nerede? Köylü  eliyle göstererek " Aha şu yeni yapılan çeşmenin 10 metre arkasındaki mermer büyük mezarı" diye gösterdi. 

Kabristanda  bazı mezarlar yapılı çoğu mermer mezar taşlarında adları yazılı. Çoğu eski yapılı adı yazılı olmayan çok mezar var. Ölüler güneşte , kızgın taşlar, mermerler  altında , bizce bilinmeyen kendi inanç alemlerini yaşıyorlar...

 

 

    Çulhalı köyü yolun altında kalıyor.. Mezarlığın tepesinden bakıp kuşbakışı  aşağılarda  kalan köyleri, mezraları geniş bir alanı seyrediyoruz.  Fotoğraf panoraması çekiyoruz. Bu köyler Boğazgören (Çırzı), Erdehen, Hacılar,  Dereköy,  daha uzaklarda Leylek dağı.  Yukarı  Çulhalı'da  saysan 15-20 evi geçmez. 

 

Mezarlıkta   rüzgar sesinde konuşmalarımızı zor duyuyoruz . Fotoğrafları ellimiz titremeden zor çektik. Burhan öğretmen videoya alırken  Birfani ile birlikte Esiri babanın mezar taşındaki yazıları ve nakşedilmiş şiirini okudum.

 

                                           Birfani ile birlikte Esiri Babanın mezarındayız

 

      Esiri Baba'ya Köyün mezarlığının içinde yolun kenarına Çulhalı köyünden Kürt Hüseyin lakaplı biri hayrına mermerden bir mezar yaptırmış. Mezarın yan  alt yüzeyinde M. Yapılış tarihi: 20.05.2011 yaptıran: (Kürt Hüseyin Tanrıverdi) yazılmıştı.

Yine mezar taşının baş kısmına ve yan yüzüne Esiri 'den iki şiir  nakşedilmişti. Üst kısmında bir küçük silindir şeklinde  siyah, diğeri büyük turuncu renginde silindir taş bırakılmıştı. Ayak tarafındaki taşta Hz. Alinin, Zülfikar ve teslim taşı  kazınmış, kırmızı ile boyanmıştı.

 

      Bazı Alevi türbelerinde Esiri Babanın mezarının üstünde olduğu gibi, mezar üzerinde oval biçimde kaygan parlak  taş vardır. Bu taşı ziyarete gelen canlar şifa niyetiyle sağ ellerine alarak ağrıyan yerlerine kollarına, ayakların vücuduna sürerler. Bu esnada ana dillerinde içinden geldiği gibi dua ederler. En sonunda da can, taşı sırtına  birer  kez hafifçe vururken "Allah, Muhammet ,Ya Ali "der. Ve taşı hafifçe aldığı yere bırakırlar.

 

 

Gerek mezarlar ve gerekse türbeler ölümün son mekânsal durakları olmasının ötesinde çok büyük sembolik anlama sahiptirler. Ölüm algısından, dünyevi ihtiraslara karşı ahireti hatırlatmaktan tutun da geride kalanlarla ölenin ilişkisinin insani boyutuna, şehrin kültürel kimliğine kadar bir çok husus bu sembolik anlamlar dünyasından neşet eder. 

 

Aslında kabirler, türbeler ve mezarlar bir toprağı vatan yapan en önemli semboldür. 

Anadolu'da türbeler âlim, ulema, evliya, komutan, devlet yöneticisi, vs bu topraklarda korunduğu muhafaza edildiği, onların ziyaret edildiği yerlerdir .

 

                                       Fotoğraf: Muhtar Cemalettin Topçu

 

  Adına onlarca tebliğ, tez yazılan, anma günleri yapılan , kitap yazılan Âşık Esiri Babaya neden bir türbe yaptırılmamış?  Merak etmekteyim... Acaba mezarımın üstüne türbe yapılmasın diye vasiyetimi var?

 

Benim önerim Esiri Baba için bir mimar marifetiyle   bir türbe yaptırılması.  Türbede kullanılacak taşların yöreye ait taşların kullanılması.  Çünkü iklim şartları onu gerektiriyor.   Yazılacak yazıların  kabartma olması.

 

Aşık Esiri Baba'ya  Türbe yapılması için İnönü Üniversitesi, Malatya Valiliği, Kültür ve Turizm il Müdürlüğünü, Malatya Büyükşehir  Belediyesi ve Hekimhan ilçe Belediyesini  bu Kültür değerimize sahip çıkılmasını mezarın yeniden elden geçirilerek eski doğal taşlı durumuna getirilmesi ,  mezarın üstüne türbe yapılmasını başta köylüleri ve emekli bir öğretmen olarak  bekliyoruz...

 

                                     

                                   Fotoğraf: Muhtar Cemalettin Topçu

 

   Köy yolunun asfaltlanması,  eğer türbe yapılırsa,      türbenin bahçesine Esiri Babanın temsili bir büstünün yapılması. Etrafının ağaçlandırılması, Çeşme ile birlikte sosyal ihtiyaçlar için bir mekan yapılması güzel olacaktır. Yapılacak her iş türbe, mezar yazısı, örtüsü Alevi inanç ve yol erkanına göre yapılmalıdır.

                                       

     Dönüş vaktimize kadar tabiatın dağ güzelliklerini doya doya seyrettik. Dağların  havasını ciğerlerimizin en derin yerlerine kadar gönderdik. Saat akşamın yedisini geçiyordu. Güneş nerdeyse ise batacak. Çevremizdeki dağlar, bizi uğurlamaya hazırlanarak   Mor renkli giysilerini giyinmeye başladı.

 

                           ***

 

Çulhalı tarihi

     Hekimhan, Sivas yolu üzerinden Çulhalı Köyü  Hekimhan ilçe merkezine 11 kilometre mesafe uzaklıktadır.


"Çulhalı Köyü 14. yüzyılın ortalarında (1350'lerde) kurulmuş bir yerleşimdir. Köye ilk yerleşenler Oğuzların ( Türkmenlerin ) Avşar Boyunun Beylikli kolundandır. Bunlar aynı zamanda Halep Türkmenleridir. Köyün ilk yerleşimleri Eski Kent, Delüler (Deller ya da günümüzdeki Dellal Baba. (Günümüzde ziyarettir), Buldi (Buldu), Konik mezralarıdır."

(Alıntı Türkçe bilgi.com.)

     

HEKİMHANLI ESİRİ

           Esiri'nin asıl adı Mehmet'tir. Babası Kasım Ağa Hekimhan'ın Hasançelebi bucağına bağlı Basak köyü halkından olup XVIII. yüzyılda yörenin en ünlü aşıklarından biri olarak bilinen Baboğ Dede'nin dördüncü oğludur. Kasım Ağa, Baboğ Dede'nin vefatından sonra kardeşlerinden ayrılarak Basak köyü yakınlarında bulunan Güvenç köyüne yerleşmiştir.
Mehmet (Esiri) 1259 (miladi 1843)'da ailenin üçüncü çocuğu olarak Güvenç köyünde dünyaya gelmiştir. Köyde okuma yazma öğrenip günlerini çobanlık yaparak geçiren Mehmet, dedesi Aşık Baboğ gibi iyi saz çalar, usta malı şiirlerin yanında kendi deyişlerini de söylemeye başlayarak yakın çevresinde Aşık Mehmet olarak adını duyurur.
Bir şiirinde :
                  ''Pir elinden dolu içip mest oldum 
                   Aldım sattım her kıymetten üst oldum
                   Mürşit meydanında kemerbest oldum

                   Yüzümde yedi hat ağlara düştü''
  
diyen Esiri , badeli aşıklardan olduğunu belirtir. Yine bir şiirinde:

''Gönül kuşu ulağına gelince 
 
Aşıklar mest olur bade dolunca 
 
Kaşların yayına nazar kılınca 
 
Dedim Hak'tan ola yardım erenler''

  
deyişinde, bir şiirinde :

''Erenler yaktı çıramız
Çok şükür rüşan olduk
Aşıklıkta bu töremiz
İçtik bade sultan olduk''
  
biçimindeki söyleyişinde ve:


"Aşık olmayınca bade içilmez
Okuyup yazmasan mana seçilmez
Har biten yerlerde gülşen açılmaz
Bülbüle bu nale efgan elverir''
biçimindeki söyleyişlerinden badeli aşıklardan olduğu anlaşılmaktadır.


           Aşık Mehmet 20 yaşına geldiği zaman artık kabuğuna sığmaz olur ve bir gün kardeşlerine "Benim özümde muhabbet coş eyledi. Ben Hacı Bektaş'ta Feyzullah Çelebi'yi ziyarete  gideceğim" diyerek köyünü terk edip  Hacı Bektaş'a gider. Feyzullah Çelebi'den manevi himmet alarak aşıklığını beyan eder. Aşığın sazını ve sözünü dinleyen Feyzullah Çelebi "Söyle Esiri'm sakla sırrımı" deyince  artık şiirlerinde Esiri mahlasını kullanmaya başlar.
Güvenç köyünde evlenen Esiri , ileri yaşına rağmen köyünü terk ederek çocuklarıyla yine Hekimhan 'ın merkez köylerinden Çulhalı köyüne yerleşir. 1329 (miladi 1913) yılında 70 yaşındayken Çulhalı köyünde vefat eden Esiri, bu köyde defnedilmiştir.
Esiri'nin şiirlerinin toplandığı iki büyük defter mevcuttur. Bunlardan biri Hamza adlı torununda kalmış, diğeri de 1952 yılında Malatya ili Yazıhan ilçesi Karaca köyünden Abdurrahman Ünlüer tarafından alınıp Ankara'da Avukat Cemal Özbey'e verilmiştir. Cemal Özbey tarafından uzun yıllar saklanan bu defter Cemal Özbey'in vefatından kısa bir süre önce 1993'te Malatya 'ya gelişinde bizzat kendisi ''yaşlandım ve rahatsızım. Bu şiirleri değerlendiremedim. Bunların kıymetini ancak siz bilirsiniz'' diyerek bana vermiştir. Halen bende olan bu defterde 250 şiir bulunmaktadır. Hekimhan ve çevresinde yaptığımız araştırmalar sonucu elimizdeki şiir sayısı 270'e ulaşmıştır. Şiirlerinin bu kadar olmadığı, sayının daha da artabileceği kanısındayız.
Cemal Özbey'e Yazıhan'ın Karaca köyünden 4.2.1956'da yazılan ve Özbey tarafından fotokopisi bana verilen bir mektupla yine Cemal Özbey'e yazılan isim yerinde bir imza bulunan tarihsiz bir mektupta belirtildiğine göre Esiri hayatında 17 defa Hacı Bektaş'a gitmiş olup dergahtan ilgisini hiç kesmemiştir. Yine aynı mektuplardaki ifadelere göre Esiri uzun boylu, kumral, ince uzun sakallı, uzun bıyıklı bir zattır.
Bilindiği gibi Hacı Bektaş dergahı dönemin bir eğitim kurumu niteliğindedir. Ham gelen, hizmeti ölçüsünde pişmiş döner. Hacı Bektaş'a gelen Esiri dini tasavvufi ve manevi kültürünün yanı sıra ilmini de bir hayli artırmış ve divan-gazel gibi türlerde aruz ölçüsü ile olgun şiirler yazabilecek duruma gelmiştir.
Bir şiirinde:
                    "Batıl dava kılmam birdir pazarım
                     Anın için böyle sermest gezerim
                     Üç huruftan dört kitabı yazarım
                     Okudum defteri divana geldim

deyişinde bu durumunu dile getiren Esiri'nin aynı şiirde
  

"Gel Esiri; oku dercet bu dersi
İsm-i azam budur ayet-i kürsi
Ne Süryani ne Arabi ne Farsi
Aşka düşüp Türk; lisana geldim"
  
deyişi öz be öz Anadolu Türkü olan aşığın Türkçe'ye olan sevgisinin bir ifadesidir.
Bazı şiirlerinde sosyal konuları da dile getirip gelecek kuşaklara dizelerini tarihi birer belge gibi aktarmıştır. 23 dörtlükten oluşan "Ağ Yeli'' isimli destanında:

"Hep takavüt oldu dağların kışı
Ömürde görmedik böylesi kışı
Ne bir çalı kaldı ne bir taş başı
Kerem edip ihsan eyle ağ yeli
Sene bin iki yüz doksan bir tarih
Hem dasıtan olsun hem bir tavarih
Ne şiddetten gayrı candan bi zarih
Kerem edip ihsan eyle ağ yeli''
biçimindeki söyleyişi ile miladi 1875'teki büyük kışı çarpıcı dizelerle anlatılan aşığın şiirlerinden engin bir kültüre sahip olduğu sezilmektedir.
***
PARELENDİMİ
  
(Sarı Turnam)
Fırgatlı fırgatlı ne inilersin

Sarı turnam sinen parelendi mi

Niçin el değmeden sen inilersin

Sarı turnam sinen parelendi mi
Sazım sana yad düzen mi düzdüler 
Tellerini haddeden mi süzdüler

Yad el değip perdelerin bozdular

Sarı turnam sinen parelendi mi
Sana kelam söyler davudi diller
Şu senin sedana maildir eller
Göğsüne takayım alışkın teller
Sarı turnam sinen parelendi mi
Beş perdeden çalınıyor bağlama
Esip fırgatınan sinem dağlama
Bulam ustasını canan ağlama
Sarı turnam sinen parelendi mi
Niçin yas tutarsın giydin karalar
Ahiret derdine nedir çareler
Esiri der nedir derde çareler
Sarı turnam sinen parelendi mi
   (Alıntı, Türküler.com / Ozan)

  • Malatya Valiliği
  • Malatya Büyükşehir Belediyesi
  • Battalgazi Belediyesi
  • Yeşilyurt Belediyesi
  • Basın İlan Kurumu
  • İnönü Üniversitesi
  • turgut özal üniversitesi
Top