ALTIN
 3.714,14
DOLAR
 38,0208
STERLİN
50,0889
EURO
 42,0049

Tarih, 27 Aralık 1939, soğuk bir kış günü, yer Erzincan cezaevi.

Mahkumlar sıradan bir günde yaptıkları gibi yemeklerini yemiş, çaylarını demlemiş çay ve sıgara eşliğinde sohbetlerini etmiş daha sonra da uyumak için yataklarına uzanmışlardı. Cezaevinde uyumak zor iştir!. Mahkum kolay kolay uyuyamaz. Uyuyamayanların biri de Vahap Çakır adlı Malatya'lı mahkumdu.

Uyku tutmamıştır Çakır Dayıyı, arkadaşlarının büyük kısmı derin uykudadır oysa. Saat gece yarısını geçmiş yatakta dönmekten yorulmuştur artık. Kalkıp üzerine bir şeyler geçirip, sessizce volta atmaya başlar.

Saatler 1.57 yi gösterdiğinde top mermisini andıran bir ses ve akabinde şiddetli bir sarsıntı hisseder. Bütün ranzaların üzerine geldiğini, duvarların bir ileri bir geri gittiğini görür, çatının ve temel'in çatırdamasını duyar.

Rüya mıdır bu diye düşünür ama uykuda olmadığını anımsar. Depremdir bu, kendini hemen bir ranzanın altına atar, o yirmi saniye yirmi saat gibi gelmiştir ona.

Sarsıntı durunca yerinden çıkmak ister fakat zorlanır, çatı çökmüş bir kısmı da onun bulunduğu ranzanın üzerine düşmüştür, zorlanarak ayağa kalkar fakat gördüğü manzara korkunçtur, cezaevi tamamen yıkılmış, etraf cesetlerle doludur. Arkadaşlarının çoğu ölmüş bir çoğu da yaralıdır. Yarası beresi az olanlar fırsat bu fırsat diyerek kaçmayı uygun görmüşlerdir.

Çakır Dayı, kısa süreli bir şoktan sonra kendini toparladı. Rahatlıkla kaçabileceği bir ortam vardı, fakat bu kadar yardıma muhtaç insan varken, kendine kaçmayı yakıştıramadı, hemen yardıma ihtiyacı olan mahkumlara koştu, onların yardım kuruluşlarına götürülmelerini sağladı.

Çok güçlü kuvvetli, babayiğit biriydi, insanları sırtında taşıyarak hastanelere götürdü, gün ağarmış o hala yardım İçin gelenlerle birlikte yaralıları enkaz altından çıkarmaya devam ediyordu. Yorgunluktan bitmiş, üstü başı kan içinde kalmıştı.

Hastane yolunda enkaz altındaki ölüleri soymaya çalışan bir çok şerefsize haddini bildirmişti.

Hasılı birçok insana yardım etmiş, bir çoğunun hayatının kurtulmasına sebep olmuş biri olmanın gönül huzurunu yaşıyordu…

Kadirşinas devletimiz de onun cezaevinden kaçmayıp, insanların hayatını kurtarması neticesinde, geri kalan cezasını affetmiş ve özgürlüğüne kavuşturup Malatya'ya göndermişti.

Malatya belediyesi de bu kahraman hemşehrisine bir jest yapıp, onu belediye'de işe almış ve o yıllar belediye bünyesinde olan elektrik işleri dairesine atamıştı.

Çakır Dayı, Malatya'nın ilk şöförlerindendir, motorlara da meraklı olduğu için tamir, bakım, arıza konularında kısa zamanda kendini göstermiştir.

Tek bir dezavantajı vardır, o da ağzına geleni, düşüncesini ne pahasına olursa olsun söylemesidir.

Herkes huyunu bildiği için Çakır Dayıya hep bir saygı ve korku arasında bir duyguyla yaklaşmışlardır.

Birgün, şehirde olağan dışı bir arıza meydana gelir ve elektrik kesilir. Elektrik işlerindeki tüm görevliler başta Çakır Dayı olmak üzere tüm ekip canla başla hummalı bir çalışmanın içine girerler.

Belediyelerin gelirleri o dönem şimdiki gibi fazla olmadığı için, telefona bakmak için ayrı bir santral görevlisi istihdam etme şansları yoktu. O yüzden boşta olan kimse telefona bakma görevini de üstlenirdi.

Fakat herkes Çakır dayının huyunu bildiği için

-"Aman dayı sen sakın telefona bakıp, başımıza iş açma" diye uyarmışlardı.

Çakır dayının canına minnet zaten sevmediği bir iş telefona cevap vermek ...

-Telefon çalıyor boştaki biri alıyor; ...

-"Buyurun" ,

-Telefondaki ses ...

"Elektrik ne zaman gelecek " ...

"Efendim çalışma devam ediyor en kısa zamanda elektrik vermeyi planlıyoruz " ...

"Kolay gelsin teşekkürler" ...

Böyle sürüp giderken bir telefon daha gelir. Herkes hummalı bir çalışma içerisinde, kimsenin telefona bakacak zamanı yok.

Telefon da her zamankinden daha acı çalar sanki.

Ne yapsın zavallı Çakır Dayı bari ben bakayım da arkadaşlara bir yardımım olsun diye telefonu kaldırır,

Çakır dayı... "buyur bacı ne istiysin "

Telefondaki kadın… "ne bacısı terbiyesiz adam, bacı senin anandır”

Çakır dayı yutkunur "peki anam gızma, söyle ne diysin "...

Telefondaki kadın sinirlenir... "her neyse elektrik ne zaman gelecek, çabuk söyle" .

Çakır dayı kadının tavrından rahatsızdır ama belli etmez... “bacım, arğhadaşlar çalışıylar biraz sonra verirler inşallah".

Telefondaki kadın üsteler ... “ne demek inşallah, maşallah saat söylesene be adam"....

Çakır dayı dilini ısırmaktadır... “bacım az galdı"...

Telefondaki kadın “ne demek az kalmak, ben Valinin karısıyım çamaşırlarım makinede kaldı"

Çakır dayının tepesi atmıştır artık. Tutabilene aşkolsun.

“Eline sıçmadım, aletirik yoğhsa çıghart çamaşırları elinde yığha"...

Ortalık buz kesmiştir, arkadaşları yetişmiştir ama ok yaydan çıkmıştır bir kere.

Onbeş dakika sonra Willys cipler (polisin o yıllarda kullandığı araçlar) elektrik işlerinin kapısında Vahap Çakır dayıyı aramaktadır.

Kim miş o Valinin hanımına hakaret eden…

Yukarıda anlattığım olay tamamen gerçek olup 40 000 kişiyi kaybettiğimiz Erzincan depreminde cezaevinde yatan, yaptığı kahramanlıkla tahliye olan, daha sonra tanımakla onur duyduğum Vahap Çakır'ın hikayesidir.

Mekanı cennet olsun...

Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına...

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
reklam
reklam