ALTIN
 3.714,14
DOLAR
 38,0208
STERLİN
50,0889
EURO
 42,0049

Alt tarafımızda da Epreme’li Zeynep abla oturuyordu. Zeynep abla Osmanlı bir kadındı. Zeynep ablanın bağ ve bahçe işleri ile alakası yoktu. Onun bir tane kara Malatya ineği vardı. Bizim yerli inekler şimdiki inekler gibi iri değildi, taş çatlasa iki kilo süt verirdi. Zeynep Abla o sütü satardı. Aramızda da tahta bir set vardı. Tahtanın arasından gözetledim. Akşam olmuş Zeynep Abla süt satıyordu, Hilafsız yedi kişi tasları ellerinde sıraya girmişti. Ablamızın ineğinin sütü hepsine yetti. Müşterler çekildikten sonra Zeynep Ablaya” Zeynep abla, sütü nasıl bu kadar kişiye kişiye yetirdin” dediğimde, ne derse beğenirsiniz. O dobra tabiri ile.

-Çeşmenin suyu mu tükeniyo Selami. Dedi. Oğlu İhsan Kara da bize katılmazdı. Tıp Fakültesini kazandığını duyduk. İnternetten araştırdım ki. Çok ünlü bir Tıp profesörü olmuş.

 

 

AHMET (KADIOĞLU) ABİ

Annem Zehra Ucuzcu (Yücel)’de guatr hastalığı vardı. Sık sık nefesi daralıyor ve ölecek gibi oluyordu. Ahmet Abi diye hitap ettiğim dayım oğlu Ahmet Kadıoğlu da o zamanlar İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesinde doktordu. Kendisi, daha sonra adım adım ilerleyecek, profesörlük mertebesine ulaşarak Türkiye’de ilk diyaliz ünitesini kuracak ve onu tüm Türkiye tanıyacaktı. Malatya’mızın bağrından yetişen büyük bir değerdi. Annem; orada Ahmet Abi’nin nezaretinde başarılı bir guatr ameliyatı geçirdi. Ameliyattan sonra kendisini guatr yönünden ömrünün sonuna kadar idare etti. Ameliyattan sonra Malatya’ya döndüklerinde annemin elinde üç tekerlekli bir bisiklet vardı. Dünyalar benim olmuştu. Hem annem o zamana göre zorlu bir ameliyattan kurtulmuş ve hem de bana kırmızı bir bisiklet getirmişti.

Hem Ahmet Abi’nin annesinin, hem de benim annemin adı Zöhre idi. Bizim Malatya’da Zehra’ya Zöhre derler. Leblebici Sokağı’ndaki evlerimiz karşılıklıydı. Bu ameliyattan yıllar önce bir gün kapımız müjde ile çalındı; Ahmet tıp fakültesini kazanmış diye. Dünyalar bizim olmuştu. Ahmet Abi annemin göz bebeği ve iki Zöhre’nin de çocuğu gibiydi. İki Zöhre de kardeş gibiydiler. Ahmet Abi; Malatya’dan İstanbul’la buharlı vagon ile üç günde gider ve üç günde de geri dönerdi. Malatya kokusunu tatillerde koklamadan kendisine gelemezdi. Şu anda mezarının yerini dahi bilmiyorum. Efkârlandım.

Ahmet Abi’nin Malatya’ya gelişi bizim için olaydı. O, bizim ve Malatya’nın mihenk taşlarının en önemlilerindendi. Malatya’ya geldiğinde eli boş gelmez ve bana İstanbul’dan hacıyatmazlar ve oyuncaklar getirirdi. Trene bineceği zaman tüm sülale onu yolcu ederdik. Son ana kadar bizlerle sohbete doyamaz, tren hareket ettikten sonra dinamikliğine güvenerek trene kavuşur, trene bindikten sonra da el ederdi.

Bir gün Ahmet Abi, kardeşi Yavuz Abi’nin düğününe eşi ile birlikte geldi. Düğün bir bahçede yapılıyordu. Ahmet Abi’nin eşi “Eştim eştim kum çıktı” isimli roman havasının çalınmasını istedi. Ahmet Abi’ye büyük değer veren biz Malatyalılar için bu emirlerin daniskasıydı. Hemen herkes seferber oldu, makam bulunmuştu, “Eştim eştim kum çıktı” türküsü defalarca çalındı. Malatya bahçelerinin düğünlerinden biri daha bitmişti. Daha sonra herkes kendi yoluna gitti.

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
reklam
reklam