Fotoğraf - yazı : Gezgin öğretmen, Fikri Demirtaş

Fotoğrafta görüldüğü gibi mezar taşında Nakşîbendi silsilesinden Seyid Fehim Arvâsinin Halifesi Şeyh Hacı Hamid Hamd-î Vanî el- Malatî
Murtaza İbn Ali Efendi İbn Demir İbn İsmail ( D. 1873- Ö.1955)

Mezarın iki yan cephesinden okunacak şekilde kocaman bir tabelaya hayatı hakkında bir yazı yazılmış. Ziyarete gelenler içinde sessizce dua edenler olduğu gibi, mezarın demirden elini uzatarak öpen, kabire el süren, toprağı avuçlayanlar vardı. Bu mezarın çevresinde müritlerin mezarı da dikkat çekiyordu. Mezarın baş kısmının karşısında yolun kenarında çeşmede yeşil yağlı boyayla boyanmıştı.
"İslam dininde de mezarlıkların ziyaret edilmesi, bu vesileyle ölümün hatırlanması ve orada yatanlardan ibret alınması dinimizin tavsiye ettiği hususlardandır. Kabir ziyaretinde bulunan kişi, ahireti hatırlamalı, dünyanın geçici olduğunu ve bir gün kendisinin de öleceğini düşünmelidir.
Hz. Peygamber (s.a.s.), geceleri Baki’ kabristanına gelir ve “Müminler yurdunun sakinleri, sizlere selam olsun. İnşallah biz de size katılacağız. Bizler ve sizler için Allah’tan afiyet dilerim; Allah’ım, Baki’ kabristanında bulunanları bağışla.” diye dua ederlerdi. Kabir ziyaretinde bulunan kişinin ölü için dua etmesi ve Kur’an okuyarak sevabını orada bulunanların ruhlarına bağışlaması uygun olur.
Ancak, kabir ve türbe ziyaretlerinde İslam’ın özüne ve tevhit anlayışına ters düşen, itikadı bakımdan da zararlı olan tutum ve davranışlardan uzak durmak gerekir. Kabrin başında yüksek sesle ağlayıp gürültü yapmak, kabrin parmaklık ve taşlarını öpmek, onlara sarılıp ağlamak İslam ile bağdaşmaz. Türbelerde yatan kişileri beşer üstü varlıklar olarak görmek; bu zatların duaları kabul ettiğine, ilâhi kudretlerinin olduğuna inanmak doğru olmadığı gibi, bir kısım ihtiyaç ve dilekleri onlara arz etmek, kendilerinden medet ummak, bu ziyaretleri dinî bir vecibe gibi telakki etmek; bez bağlamak, mum yakmak, kurban kesmek, şeker vb. yiyecek maddeleri dağıtarak onlardan yardım dilemek gibi davranışlarda bulunmak da, tevhid dini olan İslam’la bağdaşmaz. Ölen kişilerden medet ummak ve onlardan bazı şeyler beklemek iman açısından tehlikeli bir davranıştır.( Alıntı Din İşleri Kurul Bşk.lığı)
Bidat ve batıl inançlardan korunabilmenin en güvenilir yolu Kur’an ve sünnete sığınmaktır. İlk emri "Oku" ile başlayan yüce kitabımız Kur’an’ı bir kere bile okuyup anlamayan insanların bu batıl kıskacın pençesinden kurtulmaları pek kolay değildir.
Mezarda asılan yazının fotoğrafını çektim. Mezara asılan yazı ;
"Şeyh Hacı Hamid Hamdî-i Vânî El Malatî
1873 senesinde Van Vilayetinin Aşağı Nurşin mahallesinde doğup mahalle mektebinde Bekir Efendi Hoca’dan başlayarak Kur’an ilimlerini okudu.
1879’da öğrenimine başlayarak 1884’de birincilikle mezun oldu. Vergi dairesinde görevlendirildiği sırada İskenderpaşa Medresesi’nde Muid Ahmet Efendi’den Arabi dersleri aldı. 1891’de Bayburt Müftüsü Ali Efendi’den Temel İslam Bilimleri tahsil ettikten sonra ileri düzey ilim tahsili için Dersaadet Fatih Medresesine yerleşerek Dersiam ( Ordinarius Profesör) Mustafa Efendi ve Şiranlı meşhur Halis Efendiden dersler aldı. 1895 ‘te Hicaz ‘a uzun süreli görevden sonra İstanbul ‘da derslere devam etti. 1897’de Hicaz’da teravih kıldırdı. 1900 ‘de diploma alarak İzmir Ödemiş İbrahim Efendi Medresesine Müderris tayin edildi.
1905’de sıla-i rahim için Van’a döndü. Daru’l- Muallimin (Öğretmen Okulu) muallimliğine, ilköğretim müfettişliğine ve lise Arab Dili Muallimliğine tayin edildi. 1907 ‘de hukuk mahkemesi üyeliğine atanarak aynı zamanda 1911’de Van Hoşab müftülüğüne tayin edildi.
Dünya Savaşı’nda kent istilaya uğrayınca ailesi gözleri önünde hunharca katledilerek tek başına kaldı. Hapsedildi, konuşması ve iş birliği yapması için işkenceye uğradı. Tıp bilgisi sayesinde bir Rus subayını tedavi etmesi karşılığında hapisten kaçması sağlandı. Aylar süren dağ yolculuğu ile Urfa’ya hicret etti. Urfa Suruç Çekirge ambar memurluğuna tayin edildi. Urfa’nın Fransız ve İngilizler tarafından işgal edileceği duyulunca 1917’de Malatya’ya hicret etti.
Hamidiye Camii (Yeni Camii) ve diğer mahalle camilerinde halka konuşmalar, hitabet ve vaazlarla irşad ve bilinçlendirme faaliyetlerinde bulundu. Bir müddet sonra dönemin hassa şartları gereği bu faaliyetlerine ara vermek zorunda kaldı ve kitaplarını tamamlamaya yöneldi.
1895 ve 1897 tarihlerinde iki defa Hicaz görevi esnasında Abdullah Mekkî oğlu Halid’den Nakşî haraketi Letaifini ve 1893’de Seyid Fehim Arvâs’î den ezkar talimini alarak her ikisinden icazet aldı.
Kaleme aldığı kitapları:
1) Zübdetü’l – Berâhin Rücümen li’ş – Şeyâtin,
2) Zübdetü’l- İrfân fi Tedkiki ‘i İrfân
3) Zübdetü’i Merviyye Fi’t- Teşrih ve’l- Kemeviyye
4) Zübdetü’l -Müsemmâ fi Hükmi-l Esmâ
Ona, ailesine ve ihvanlarına selam olsun el -Fatiha
Hazırlayan
Doç. Dr. Mustafa Altunkaya
İnönü Üniversitesi Öğretim Üyesi."

